Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

True Faith

Sat Apr 18, 2009, 5:03 PM
I feel so extraordinary
Something's got a hold on me
I get this feeling I'm in motion
A sudden sense of liberty

I don't care 'cos I'm not there
And I don't care if I'm here tomorrow
Again and again I've taken too much
Of the thing that costs you too much

I used to think that the day would never come
I'd see the light in the shade of the morning sun
My morning sun is the drug that brings me near
To the childhood I lost replaced by fear
I used to think that the day would never come
That my life would depend on the morning sun

When I was a very small boy
Very small boys talked to me
Now that we've grown up together
They're afraid of what they see

That's the price that we all pay
Value destiny comes to nothing
I can't tell you where we're going
I guess there's just no way of knowing

I used to think that the day would never come
I'd see the light in the shade of the morning sun
My morning sun is the drug that brings me near
To the childhood I lost replaced by fear
I used to think that the day would never come
That my life would depend on the morning sun

I feel so extraordinary
Something's got a hold on me
I get this feeling I'm in motion
A sudden sense of liberty

The chances are we've gone too far
You took my time and you took my money
Now I feel you've left me standing
In a world that's so demanding

I used to think that the day would never come
I'd see the light in the shade of the morning sun
My morning sun is the drug that brings me near
To the childhood I lost replaced by fear
I used to think that the day would never come
That my life would depend on the morning sun


FLUNK

  • Mood: Spring Fever

Emprezaryo Nelere Kadir!

Sun Mar 15, 2009, 2:56 PM
Geçenlerde bir arkadaşımla aramızda geçen bir diyalog günlerdir bu konu üzerinde düşünür olmama sebep oldu. Diyalog ise şöyle;

Sezz: Okulda "Emprezaryo olur musun? Ask Google!" yazan bir afiş görsen meraklanı p bakar mısın Google’a?

Jacqueline: Emprezaryo ne demek? Açık fikrimi söyleyeyim, aklıma tuhaf şeyler gelirdi.

Sezz: Misal?

Jacqueline: Emprezaryo, emperyalizm ve lazanya karışımı bir şeyleri çağrıştırıyor ilk duyunca. Gerçi öyle olunca nasıl bir şekil alacağım da merak konusu.

Bu çıkarcı dünyada nasıl insanlar amaçları uğruna birbirlerinin kuyusunu kazı p diğerinin zararıyla sonuçlandırabilme cesaretinde bulunabiliyorsa devletler de aynı şekilde bu girişimde bulunduğunda bunun adı emperyalizm oluyor. Zaten bir kelime farklı zamanlarda iki zıt anlamda birden kullanılabiliyorsa, hiç boşuna beklemeyin ondan fayda gelmez.

“Bakınız: Napolyon’un Fransa’daki imparatorluk zamanlarında kendisinin hayranlarını nitelendirmek için emperyalizm kullanılmış. Sonra III. Napolyon kalkmış kötü yönetmiş bu sefer bu kötü yönetim için emperyalizm kullanılmış.”

Hâlbuki anlamıyorum şurada kaç tane devletiz ki dünya üzerinde, gül gibi geçinip gitsek ne olur sanki?

Bazen düşünüyorum da, devlet diye bir kavram olmasa farklı ırk ve dillerden insanlar tek bir çatı altında toplansa öyle yaşasa ne olurdu? Gerçi o zaman farklı ırk, kültür, din gibi kavramlar olur muydu orasını bilemeyeceğim. Neyse bu konu biraz karışık daha sonra konuşuruz.

Lazanya ise bildiğimiz kıymalı, yeme de yanında yat cinsinden bir çeşit makarnadır kendisi. Mantarlısı da olur ama ben pek tercih etmiyorum, tercih edenlerin de midesine ziyan diyorum.

Emprezaryo dediğimiz de ise – şimdi ben anlamadım! – lazanyanın yapım aşamasını iyi mi yönetiyoruz kötü mü yönetiyoruz? Ya da direk ortalığı karıştırı p lazanya yerine çorba mı yapıyoruz?

Bence soru yanlış, emprezaryo değil de “İlk mi yoksa III. Napolyon mu olmak istersin? Ask: Google!“ Ama boşuna uğraşmayın bu sorunun cevabını Google’da değil Sezin’in çantasında bile arasanız bulamazsınız.

“Bakınız: Sezin’in çantasının yanında okyanusun derinlikleri halt etmiş. Elini veren kolunu alamıyor kendisinden. Kafasını da soksa bulamıyor hatta.”


O halde diyaloga devam edelim;

Sezz: Aklında kalır mıydı peki?

Jacqueline: Sık sık hasta olur musunuz ya da ne sıklıkla orgazm olursunuz der gibi soruyorsun nasıl aklımda kalmasın.

Emprezaryo, tı pkı bir sıfat gibidir.

“Dünya emprezaryo olmuş insanlarla dolsa hayat daha muhteşem olmaz mıydı? Ask Google!”

Böyle bir afiş görsem emprezaryo yerine dilediğim kelimeyi koyardım. Her şey sizin özgürlüğünüze kalmış. Ama çok da fazla özgür olmaya lüzum yok. Şimdi Sezin’e söylesek, emprezaryo için muhtemelen “gezgin” kelimesini kullanırdı.

“Bakınız: Kendisi Dünya insanıdır, ayak basmadığı nokta kalsın istemez.”

Benim fikrimi soracak olursanız dünya dinozor olmuş insanlarla dolsun isterdim. Çocukluktan beri Jurassic Park’ta yaşamak istedim. Gerçekleştiremeyecekseniz hiç sormayın da önümüze bakalım.

Diyaloga devam;

Sezz: Bir şey düşündüm de sen de hedef kitlede sayılabilirsin ondan soruyorum.

Jacqueline: Bunu merak ettim ben. Google amcaya bir soralım bakalım. Latincesi daha komikmiş. “impresario”

İbne kime sarıyor?

Yılmadım usanmadım araştırdım. Emperyalizm’in Latincesi “imperium” imiş.

Lityum gibi.

“Lityum bulundu, sıra emprezaryoyu yok etmeye geldi. Ask Google!”

Düşünsenize, emperyalist bir devleti üzerlerine lityum dökerek yok ediyorsunuz. Çok eğlenceli olmaz mıydı? Eğer bir gün böyle bir şey yapılacaksa da benim icadım olmalı.

Lazanya’nın Latincesini aramaya kalkıştığımda da kendimle alakalı çelişkiler yaşadım. Zira çağımızın yemeğinin Latincede ne gibi bir karşılığı olabilirdi ki? Hoş Cesar oturup Lazanya yemiyordu ya Eski Roma’da.

Cesar bir gün Roma’da Emprezaryo kardeşin yerine gitmiş. Roma’da burası çok modaymış.

- Gel vatandaş gel! Cobra’ya gel!
- Emprezaryo kardeş pişirdi, gel!

Jacqueline: Compaq bilgisayar varmış modelinin adı emprezaryo!

Acaba bu modele bu ismi koyarken ne düşünü p de koymuşlardır? “Yeni sezon ürünümüz Emprezaryo’muzun yapım aşamasını o kadar iyi yönettik ki, işleyiş aşamasına gelince kendileri III. Napolyon’dan beter olacak.” Şahsen ben almam.

- Kız Ayşe ne yapıyon?
- Ay yeni çorba tarifi buldum Avrupa’dan.
- Neymiş?
- Emprezaryo diyorlar anacım.
- Eee içinde ne var?
- RAM var, 3GHZ var, sonra bol flash diski de içine attığında bu muhteşem çorba çıkıyor ortaya.

Emprezaryomuz yendikten sonra;

- Bu emprezaryo böyle mi yapılır? Bunun GHZ’ i az gelmiş. Aç kaldım valla aç kaldım.

Ablamız sanki Emprezaryolarla büyümüş.

Sezin’ den bu reklamın analizlerini almamız gerekirse kendileri der ki,

“Duygucum bu reklamın emprezaryosu kıt kalmış, biraz daha geliştirelim.” Sonra ben de ona diyeceğim ki, “Böyle devam edersen meslek hayatın kıt kalacak.”

Bakınız: Cem Yılmaz’ın Sezin’ e ithaf ettiklerinden alıntı yaptım. Şeref duyarım!

“Kıtlık sorunu çözüldü. Her eve bir emprezaryo lazım! Ask Google!”

- Hanım emprezaryom nerde?
- Endoplazmik retikulümün yanında olacaktı, koş getir!


Bayan Beyin Sıçraması
15.03.2009

  • Mood: Spring Fever

Seal My Destiny Forever

Sun Mar 1, 2009, 6:56 AM
"Seal my destiny forever" adlı fotoğrafıma bir arkadaşımın yazdığı bir hikaye. Çok beğendim ben. Fotoğrafımın ona hissettirdikleri garip olmakla beraber oldukça etkileyici. Teşekkür ederim.


[link]


Seçtiğim hayatın tahta basamaklarındaydım. Gemisi su almış bir kaptan, yola çıktığı anda gideceği yeri unutan bir adam. Kapıyı kırarcasına vurduğum akşam çantamı almaya bile fırsatım olmamıştı.


Buraya geleceğimi de bilmiyordum, ne yapabileceğimi de bilmiyordum...


Geldiğim yer, gittiğim yerden çok farklıydı; daha yola çıkmadan emindim buna. Gözyaşlarım da benden önce yola çıkmışlardı zaten. Her akşam sarhoş baba-sorumsuz anne kavgalarından yorulmuştum.


Gereksizlerdi. İlgisizlerdi. İkisi de kaybetmezdi, ben üzülürdüm... Gittiğim gün gömdüm kendimi karanlığa onlarsız. Yola çıktığım ilk günü hatırlıyorum, eyalet otobüsüne param çıkmadığı için mızıka çaldığım geceyi de... Üstüne para koyup karnımı doyurduğum ucuz ama leziz restorandı da...


Film gibiydi yani; bir yılın ilk günü bir kapı kapatmıştım, beş yılı bitirip altıncıya girerken bir sayfa çeviriyorum... Hatta ucunu açıyorum kalemimin... Üst tarafının yazısı kalın olan; alt tarafının yazısı ince olan bir yazı okuyacaksınız... Kalından inceye; hayat gibi yani... Güçlü baslayip, titreyerek ölmek meselesi gibi yatakta... "Titreyerek ölenleri çok gördüğümden" yazıyorum çekinmeden... Hem onlar da izin verirlerdi zaten bu sözü kullanmam için. Önemli değil, ne diyordum; tahta basamaklarındayım hayatın... Hem de bu tahta binanın basamaklarında, sallanan tahta sandalyem üzerinde "ölenleri" düşünerek... Ölümün yaş tanımadığını da düşürerek... Beni huzur evine altı sene önce bugün kabul eden kadının öldüğü gün bugün.


On altı yaşımda, soğuktan kesildiğim, açlıktan hareket edemediğim, yorgunluktan bacaklarımı kullanamadığım akşamdan geriye zihnimde kalan kırmızı dudaklı, beyaz saçlı, başım kemiklerine geldiği için canımı acıtan kadından geriye hiçbir şeyin kalmadığı gün bugün...


İlk akşam yemeğimi birlikte yediğim yaşlı insanlar ve her birinin sahip olduğu ayrı saksılı, ayrı çiçekli, ayrı kokulu masanın görüntüsü var zihnimde... Sonra "O" ve onun çiçekleri... Çiçek kokan ellerine iliştirdiğim "ilk" not; "kaderimi sonsuza dek değiştir..."


Değişmişti kaderim. Yaşlı yaşlı insanlardan, anne ve babamın bilmediği yüzlerce yararlı şey öğrendim. Yüzmeyi öğrendim, öğrettim sonra bilmeyenlere. Yazılar yazdım, cesaret verdim âşık olana, yol gösterdim kaybolana, taş sektirmeyi öğrendim gölde, kapı menteşelerinin mevsimden mevsime yağ istediğini, pantolon kalıbı çıkartmayı, yıkanacak çamaşırların derecesini ve daha birçok şeyi... Bugün, o öğrendiklerimin çoğunu unuttum... Gittin çünkü sen... Çiçeklerini emanet ettin bana. Gülümseyebilmeyi ortasındayken acıların... Sana demiştim ya Madam Corine, "kaderimi sonsuza dek değiştir..." diye…


Sanırım bu son iyiliğin bana... Bu mektubun bu satırında sesten irkilerek cumbadan aşağı başımı dışarı çevirdim çiçeklerini koklayarak...


Sen gittin; annemi bıraktı babam... "Sonsuza dek değişen kaderime yetişemeden..."

Gökmen Kaya 28 Şubat 2009 Cumartesi

  • Mood: Spring Fever
  • Listening to: Atomica - Larsen

Iyi Seneler!

Tue Dec 30, 2008, 2:59 PM
2008 senesi için,

- Daha bi kaynaştığımız çılgın dans grubu arkadaşlarıma (daha fazla dans istiyorum! )

- Hayatıma katıldığı ve kattığı neşe için, modelliği için Banu'ya (daha çok vakit, İspanya turu ve modern dans istiyorum!)

- Hayatıma bu sene dahil olan kara prensesim ve yakışıklı modelim Zafer'e (daha çok vakit geçirmek istiyorum!)

- Beraber gittiğimiz yaz tatili ve gittiğimiz her yere taşıdığımız doyumsuz eğlencemiz için Sezonyam'a(daha çok para, Doğu Avrupa turu, daha çok eğlence istiyorum!)

- Kuşadası'nın bana kazandırdığı insanlara (tekrar gelmek istiyorum!)
- Fotoğrafı ondan öğrenmekten zevk aldığım ve öğretmek için yaratıldığına inandığım sevgi dolu insan Levent'e ( daha çok şey öğrenmek istiyorum! ) :iconlkopuz:

- Muhabbetine doyamadığım, tanıştığıma pek bir memnun olduğum, hayal gücünden hiç bi zaman şaşmayacağım deli dolu insan Emre'ye (benden kurtulamicaksın!) :iconemrehelvaci:
- Emre vesilesiyle tanışı;p da pek bir sevdiğim, daha çok görüşmek istememe sebep olacak derecede eğlenceli insan Didem' e :icondidowa:

- Fransızca, kaykay, paten, fotoğrafçılık derken bir gün görmediğimde özlemeye başladığım doyumsuz muhabbet arkadaşlarım Nihan ve Kerem'e (daha çok fotoğraf, daha çok şebeklik, daha çok kaykay ve Venedik istiyorum!) :iconyeti-the-monster:

- Her türlü derdimde, sıkıntımda bana koskoca bir gününü ayıran en şebek Emirim'e (meşguliyetinden bizi unutmamanı ve daha bir sürü derece istiyorum!) :iconsenbonzakura:
- 2008'in en güzel günlerini geçirdiğim Yağız'a ( daha çok fotoğraf turu istiyorum! ) :icondeahy:

- Hiç bir zaman desteğini esirgemeyen her türlü derdimi dinleyen canım kankam Serdar'a :iconvosvos:

- Beraber sü;per bir gün geçirdiğim ve ilk defa modeli olduğum insan Gülay Bahar Bayraktar'a :iconrakursi:

- Atomica kardeşliği adına! Tanıştığım için pek bir mutluluk duyduğum Mete'ye :iconeskreyn:

- 2008 senesinin sadece başlarında görebildiğim, koskoca sene boyunca yanımda olamayan fakat uzaklardan bile yanımda hissettiren ve şu anda bunları yazarken yanımda olan canım arkadaşım Hale'ye ( seneye yeni evimizde sü;per bir yılbaşı partisi istiyorum)

:iconwtf32: :iconalicefall: :iconsvaynstaynger: :iconcelierea: :iconwohiwelon: :iconsuck2fingers: :iconmaroline: :iconhbehmo: :iconst-raven:

VE BURDA DAHA SAYAMADIĞIM BÜTÜN ARKADAŞLARIMA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM!!!!

SİZİ ÇOK SEVİYORUM

DAHA NİCE BERABER GEÇİRECEĞİMİZ SENELERE

  • Mood: Love

Absürd Kahramanlar

Wed Oct 22, 2008, 12:10 PM
Hayat absürd.

Bir paradoks.

Bir çelişki.

Neden kahramanız ki biz?

Çünkü hayatın ne kadar absürd olduğunun farkında olmamıza rağmen onu yaşamaya devam ediyoruz.

Bu absürdlüğün adını koyabilenler kurtuluşumuzun farkındalıkta yattığının bilincindeler.

Hayatın anlamsız olması onun değersiz olduğunu göstermiyor.

Hayat değerli bir şey ve bu değer, bizim özgürlüğümüz, tutkumuz, başkaldırımız ve sevgimizde yatıyor. Başa çıkılması gereken esas şey, her fikri her görüntüyü özel bir hale getirmek. Geçmiş yok, gelecek yok; sadece içinde bulunduğumuz an var. Anı yaşa, çünkü elindeki tek sonsuzluk, içinde bulunduğun bu an…

Hepimiz absürd kahramanlarız. Etrafımda yer alan, dokunduğum bu dünya gerçekten var, ama geri kalan her şey bir inşaattan ibaret.

  • Mood: Artistic
  • Listening to: Bjork - Army of Me

Journal History

Site Map